Tarih: 02-09-14, 07:21:16

Gönderen Konu: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)  (Okunma sayısı 6097 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« : 28 Eylül 2011, 15:29:39 »
Trablusgarp Harbi tam 100 yıl önce "bugünlerde" başlamıştır. Onun anısına kendi derlememi buraya aktarmak istedim.

Savaşın Nedenleri ve Öncesi

Trablusgarp Vilâyeti ile Bingazi Müstakil Sancağı Turgut Reis tarafından 1551 yılında fetholunmuştur. Bundan kısa süre sonra başlayacak olan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya, 19. yüzyılda siyasi birliğini sağladığında sömürgelerin çoğunun İngiltere ve Fransa tarafından paylaşıldığının farkına vardı. Fransa'nın Cezayir (1830) ve Tunus'u (1881), ardından da İngiltere'nin Mısır'ı (1882) ele geçirmesinden sonra, İtalyanlar Kuzey Afrika'da kalan son Türk toprağı olan Trablus'la ilgilenmeye başlamışlardı. İtalya da birçok Avrupa devleti gibi, hem gelişen sanayisine yeni hammadde kaynakları yaratmak, hem de artan üretimine yeni pazarlar, giderek çoğalan nüfusuna da yeni yerleşim yerleri bulmak istemekteydi. Nitekim bu amaçla “İtalya İrredenta” (Büyük İtalya) hedefi takip edilmeye başlanmıştı.


Turgut Reis ve emaneti

Büyük İtalya projesinin öncelikli hedefi Akdeniz, Kuzey Afrika ve Anadolu’nun batı ve güney kıyılarıydı. Yirminci yüzyılın başında İtalya, öncelikle Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son toprakları olan Trablusgarp vilayeti ile Bingazi müstakil sancağına göz dikmişti. Buraları ele geçirmek için elverişli bir ortam bekliyordu. 1898 yılında İngiltere ve Fransa arasında, Kuzey Afrika'daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faschoda Krizi sonunda Kuzey Afrika'nın paylaşımı yapıldı ve Trablus İtalya'ya bırakıldı. İtalya, emeline ulaşmak için ilk etapta büyük Avrupa devletleriyle, kendisine Trablusgarp’ta hareket serbestliği tanıyacak olan gizli antlaşmalar yaptı. Bu antlaşmalarla; İngiltere’nin Mısır’daki ve Avusturya’nın Bosna-Hersek’ teki varlığını tanıyor, Almanya’nın Akdeniz’deki çıkarlarını gözeteceğini kabul ediyordu. Ayrıca Fransa’nın Tunus’u ele geçirmesini kabullenebileceğini, Racconigi Antlaşması’yla Rusya’nın Boğazlardaki çıkarlarını tanıdığını ve Rusya’nın Balkanlardaki politikalarını destekleyeceğini de açıklıyordu. Bütün bu devletler de İtalya’nın Trablusgarp vilayeti ile Bingazi sancağına yönelik yayılmacı politikalarını kabulleniyorlardı.
Bunun yanında Almanya, Üçlü İttifak'ta beraber olduğu İtalya'nın Trablus'a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Kuzey Afrika'daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.
1902 yılından itibaren İtalya, Trablus üzerinde bir "Barışçıl İşgal" politikası uygulamaya başladı. Bu politika doğrultusunda Banco Di Roma’nın (Roma Bankası) maddi desteğiyle Trablus’taki ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer işyerlerinin, gerekirse silahlı bir saldırıya zemin hazırlaması amacı güdülüyordu. Ancak Bâb-ı Âli, bu art niyetli ekonomik gelişimi durdurabilmek için çok çaba sarf ederek, sonunda önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda hissedarlara alacaklarının ödenebilmesi için Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı.
İtalya, 14 Şubat 1910 tarihinde, Avrupa devletleriyle yaptığı antlaşmalara dayanıp, Akdeniz’deki kuvvet dengesi bakımından Kuzey Afrika’daki bu toprakların İtalya için son derece önemli olduğunu belirterek Trablusgarp’ta bazı imtiyazlar istedi. Osmanlı Hariciye Nazırı Rıfat Paşa, bağımsızlığa aykırı bu İtalyan teklifini reddetti.
Öte yandan 1911 yılı başlarında yinelenen Yemen İsyanı nedeniyle Sadrazam Hakkı Paşa önderliğindeki Osmanlı Hükümeti Trablusgarp eyaletindeki askeri birliklerin bir bölümünü Yemen’e sevk etmiş, Trablusgarp’ı yalnızca 3.400 askerle bir anlamda kaderiyle baş başa bırakmıştı. Ayrıca tümenin mühimmatını da İstanbul’a getirtmişti. Bir müddet sonra Müşir İbrahim Paşa da görevden alınarak Dersaadet'e çağrılmıştır.
12 Ocak 1910’da Roma sefirliğinden sadrazamlığa getirilen Hakkı Paşa hakkında akla gelen şüpheli sorular ise bugün hala aydınlığa kavuşturulabilmiş değildir.
« Son Düzenleme: 28 Eylül 2011, 15:58:25 Gönderen: Jöntürk »
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #1 : 28 Eylül 2011, 15:41:40 »
Savaş Başlıyor!...

1911 yılının eylül ayında Trablusgarp meselesi, İtalyan basınında yer almayı başardı. Çıkan yazılar genellikle Türklerin vilayet dahilindeki İtalyanlara ve hıristiyanlara kötü davrandıkları, ayrıca burayı yönetmekte büyük bir yetersizlik gösterdikleri yönündeydi. Klasik oryantalist bakış açısıyla yayımlanan bu yazılar kuşkusuz çıkarma ve istilayı meşrulaştırma kaygısıyla servis edilen düzmece hazırlık hareketleriydi.
Gelişmeler savaşı işaret etmeye başlamıştı. Selanik'te yapılan İttihat ve Terakki Cemiyeti merkez-i umumi toplantısında İtalyanlara karşı bir gerilla savaşı yürütmesi fikrini savunan Enver Bey bu görüşünü diğer merkez üyelerine de kabul ettirdi (3 Eylül 1911).
İşgal için bütün hazırlıklarını zaten aylarca önceden yapan İtalya, sömürgeci teklifini dünyaya kendi siyaseti istikametinde bildirdi. İtalya, 23 Eylül 1911 tarihli ilk notasında; İttihat ve Terakki Partisi’nin Trablusgarp ve Bingazi’de, halkı İtalyanlar aleyhine tahrik ettiğinden ve Osmanlı vapurlarıyla bölgeye asker ve mühimmat sevk olunduğundan şikâyet edip, İtalyan tebaasının, ertesi gün o havaliyi terk edeceklerini bildirdi. Bölgedeki durumun vahim bir hâl alacağı belli olunca da, İstanbul’a daha önce getirtilen mühimmat hatasını telafi edici mahiyette, Derne adlı bir vapurla Trablusgarp’a bir miktar silah ve cephane gönderildi. 20.000 mavzer tüfeği ile 2.000.000 tüfek mermisi taşıyan Derne Trablus'a ulaştı (26 Eylül).
İtalya, 28 Eylül 1911’de Bâb-ı Âli’ye ikinci notayı verdi. Oldukça ağır hükümler taşıyan ve adeta ültimatom niteliğinde olan bu notada; Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp ve Bingazi’nin ilerlemesi için bir şey yapmadığı, bölgenin medenileşmesinin İtalya için büyük önem taşıdığı belirtilerek, burada bulunan askerî kuvvetin derhal çekilmesini, gümrüklerin İtalya’ya teslim edilmesini, bölgeye atanacak vali konusunda İtalyan Hükümeti’nin görüşünün alınmasını istiyor ve bütün bunlar için yirmi dört saat süre veriyordu. Notaya bir cevap verilmediği takdirde, İtalyan Hükümeti’nin işgali başlatacağı bildiriliyordu. Sadrazam Hakkı Paşa, bu ültimatomu gayrimüslim ve Türk jandarma müfettişliğiyle Osmanlı hizmetinde bulunan İtalyan generali Robilant Paşanın evinde, briç oynarken almıştır.
Osmanlı Hükümeti, büyük devletlere başvurarak İtalya ile olan anlaşmazlığın çözümünde yardımcı olmalarını istedi. Ancak, büyük devletlerden beklediği yakınlığı ve desteği bulamadı. 29 Eylül 1911’de İtalya Hükümeti’ne cevabi nota verildi. Bu notada Osmanlı Devleti, toprak bütünlüğünün tanınması şartıyla İtalya’ya bu bölgede iktisadî ve kısmen siyasî imtiyazlar verilmesini kabul ettiğini bildirdi. Ayrıca İtalya’nın taleplerinin haksız olduğu belirtiliyor ve isteklerin büyük bir kısmı da reddediliyordu. Bunun üzerine, aynı gün yani 29 Eylül cuma günü İtalya’nın savaş ilânı notası Osmanlı Hükümeti’ne verildi. Bu sıralarda İtalyan parlamentosu tatildeydi, ancak hükümet tatile aldırış etmedi. Sadrazam Hakkı Paşa ise gelişmeler üzerine istifa etti. Yine aynı gün bir İtalyan filosunun Adriyatik Denizi'ndeki bazı Türk gemilerini batırması ve Preveze limanına baskın vermesi üzerine, Avusturya bu bölgede savaşılmasını yasakladı. Savaş da böylelikle fiilen başlamış oldu!
Harp için önceden bütün hazırlıklarını tamamlamış olan İtalya, modern şekilde teçhiz edilen 36.000 kişilik bir orduyu, çıkarma yapmak için bölgeye gönderdi. 30 Eylül'de Trablus şehri bombardımana tutuldu. İtalyan donanması, 1 Ekim 1911 tarihinde, tüm Trablusgarp sahillerini abluka altına aldı. Aynı gün Reşadiye (Igouminetsa) limanına düzenlenen İtalyan saldırısında ise Hamidiye ve Alpagot torpidobotları, ertesi gün de Hudeyde limanındaki 4 numaralı motorbot batırıldı.
Trablus kentini eski silahlarla savunmaya çalışan Türk garnizonu dayanamadı ve 4 Ekim’de karaya çıkarılan bir İtalyan müfrezesi, boş bulduğu Hamidiye Tabyasını işgal etti.


Çıkarmaya ilişkin bir İtalyan canlandırması

Bu kolay işgalden cüretlenilip, 5 Ekim’de 1.700 bahriye askeri daha karaya çıkarıldı ve İtalyanlar şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Türk kuvvetleri kıyıdan 15 km. içeriye çekildi. Kara askerlerinin de sahile çıkarılmasıyla başlayan harekât neticesinde, Trablusgarp vilayetinin sancak merkezlerinden Humus kasabası ve Derne 18 Ekimde işgal edildi. Ertesi gün de (19 Ekim 1911) Bingazi sahiline çıkarma yapan ilk işgalci kuvvetler, 20 Ekimde şehre girdi. İtalyanlar, buralara asker çıkartmaya başladılar. Luigi Caneva komutasındaki İtalyan ordusu birkaç hafta içinde bütün sahilleri işgal etmişti. Vali vekili olan ve fazladan vilayet kumandanlığını da üstüne alan Miralay Neşet Bey, şehirdeki çok az sayıdaki kuvvetler ve silâhlandırdığı Sunûsîlerle elbirliği ederek, her türlü mahrumiyetler içinde bir savunma cephesi kurmaya çalışmaktaydı.
Savaşın kaçınılmaz olduğunu gören Osmanlı Hükümeti, öncelikle bu işgali şiddetle protesto etti. Ancak, Trablusgarp’a kısa sürede yardım göndermek imkânına sahip değildi. Çünkü ana vatana çok uzak olan bu bölgeye, İtalyan Donanması’nın Akdeniz’de bulunması nedeniyle deniz yoluyla yardım gönderilemezdi. Donanma yaklaşık bir yıl süren Beyrut gezisinden yeni dönmüştü ve açık denize çıkıp savaşabilecek kudretten yoksundu. Gemilerin ayrıca bakım ve tamirata ihtiyacı vardı. Karadan yapılacak bir yardım ise Mısır’da bulunan İngiltere ve Tunus’ta bulunan Fransa’nın bu topraklar üzerinden bir yardım yapılmasını kabul etmeyeceklerini açıklamalarından dolayı mümkün görülmüyordu.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen işgal edilen mevzilerden güneye doğru keşif uçuşlarına başlayan düşman uçakları Bumiliana Vahası'nda birtakım askeri hazırlıklar yapıldığını rapor ediyordu.
Nitekim 23 Ekim'de karşı saldırıya geçen Türk-Sunûsi ordusu, İtalyanları kuşatmış ve uzun süren bir çarpışmadan sonra İtalyanlar geriye atılmışlardı. 26 Ekim'de yapılan bir başka ağır Türk saldırısı, İtalyan kuvvetlerinin büyük kayıp vermesine rağmen geri püskürtüldü. Bu arada daha doğuda, Amiral Aubry komutasındaki bir İtalyan deniz filosu Tobruk’a çıkarma yaparak şehri işgal etti (31 Ekim).


26 Ekim Muharebesinde düşman eline geçen Türk sancağı

5 Kasım'da İtalyan resmi gazetesi, Trablusgarp'ın İtalya tarafından ilhak edildiğini yayımlamışsa da bu henüz bir yalandan ibaretti. Hakikatte İtalyan askerleri sahildeki boşaltılmış şehir ve mevzilere giriyor, iç bölgelere ise girmekten çekiniyordu. Bu durum uzun bir süre bu şekilde devam edecekti..
« Son Düzenleme: 28 Eylül 2011, 16:03:09 Gönderen: Jöntürk »
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #2 : 29 Eylül 2011, 10:22:51 »
Türk Refleksi ve Savaşın Gelişimi

Osmanlı Hükümeti, bu toprakların Akdeniz’deki stratejik öneminden dolayı İtalya tarafından bir oldu - bitti ile işgaline razı olmayacaktı. Bunun için bölgeye gizli yollarla Türk subayları göndererek, İtalyanlara karşı burada mücadele edilmesi esasına dayanan aslında resmi mahiyetteki bir plânı devreye soktu, cepheye Tunus ve Mısır yoluyla gizli olarak subay, para ve mühimmat gönderildi, ayrıca İtalyan mallarına karşı boykot başlatıldı.
Enver (Paşa), Mustafa Kemal (Atatürk), Fuat (Bulca), Nuri (Conker) ve Ali Fethi (Okyar) gibi gelecek vaat eden genç Türk kurmayları gizli yollarla Trablusgarp'a gelip buradaki kuvvetleri düzenleyerek, İtalyanlara rahat vermeyecek şekilde sürekli saldırılar başlattılar.
Bu kurmayların yanı sıra ileriki yıllarda devletin kaderine tesir edecek daha birçok genç, subay ve devlet adamı bu uzak ve engin çöllerde düşmana karşı vatan bilinciyle, kahramanca ve gönüllü olarak savaşmıştır: Kuşçubaşı Eşref (Sencer), Halil Bey (Kut, Enver Bey’in amcası), Ali Fuat (Cebesoy), Fahrettin (Türkkan), Süleyman Askerî, Ömer Naci, Cevat Abbas (Gürer), Yüzbaşı Şevket (Galatalı), Refet (Bele), Dr. İbrahim Tali (Öngören), Kemal (Doğan), Yüzbaşı Ali (Çetinkaya), Binbaşı Halis (Ataksor), Ali Sait (Akbaytugan), Nuri Bey (Kıllıgil, Enver Bey’in kardeşi), Selahattin Adil, Nazmi Bey (Prof. Ayhan Songar’ın babası), Ömer Fevzi (Mardin), Yüzbaşı Halit (Karsıalan), Yakup Cemil, Kuşçubaşı Hacı Selim Sami (Eşref Bey’in kardeşi), Abdurreşit İbrahim (seyyah), Sadık Bey (ilk havacı şehitlerden), Çerkez Reşit (Çerkez Etem’in ağabeyi), Yüzbaşı Mim Kemal Öke, Kolağası Dr. Hüseyin Hüsnü, eczacı Mustafa Bey, Yusuf Setvan (mebus), Emir Şekip Arslan, Dr. Hasan Hamdi, Dr. Cevdet (Akkaya), Ali İdris (Galatasaray’ın ilk futbolcularından), Tabip Yarbay Suphi Zühdü…
Genç kurmaylar arasında en çok sivrilmiş olanı Binbaşı Enver Bey’di. 8 Ekim 1911'de padişah ve hükümet yetkilileriyle görüştükten sonra İskenderiye'ye gitmek üzere 10 Ekim 1911'de İstanbul'dan ayrıldı. Mısır'da ileri gelen Arap liderleriyle çeşitli temaslar kurup 22 Ekim'de Bingazi'ye hareket etti. Çölü geçerek 8 Kasım’da Tobruk'a ulaştı, 1 Aralık 1911 'de Ayn’ül-Mansur'da askeri karargâhını kurdu. İtalyanlara karşı yapılan muharebe ve gerilla harekatında büyük başarılar elde etti. 24 Ocak 1912 tarihinde bu görevine ilaveten Bingazi Mutasarrıflığına tayin edildi. 10 Haziran 1912'de kaymakam (yarbay) oldu.
Enver Bey gibi meşrutiyet inkılâbının sivrilen kurmaylarından bir diğeri de Binbaşı Ali Fethi Bey’di. İnkılâbın ardından 1909 başlarında Paris askeri ataşeliğine atanan olan Fethi Bey, Trablusgarp Savaşı çıkınca Paris'ten ayrıldı, gönüllü olarak Afrika'da yapılan savaşlara katılmak üzere Cezayir üzerinden Trablusgarp'a geçti (6 Ekim 1911).
Kolağası Mustafa Kemal Bey ise, II. Meşrutiyetin uygulanması için “İttihat Terakki Cemiyeti temsilcisi” sıfatıyla iki sene önce de Trablusgarp’a gelmiş, bölgeyi yakından tanıma fırsatı bulmuş, İttihat Terakki Cemiyeti’nin kongrelerine de Trablusgarp delegesi olarak katılmıştı. O da gönüllü olarak, gazete muhabiri “Mustafa Şerif” pasaportuyla, İskenderiye-Mısır üzerinden Trablusgarp'a gitmek üzere İttihatçı fedailer Ömer Naci, Hakkı ve Yakup Cemil Beyler ile beraber, İtalyanların Trablus şehrini işgal ettiği 5 Ekim günü İstanbul'dan ayrıldı. Yolda paraları bitti, hiçbir yerden yardım görmediler. Genel merkezden üç yüz lira istediler, birinci cevapta “para yok, Enver’e ulaşın” denildi. Sonra, Mustafa Kemal’in senediyle Naci Bey, Ömer Fevzi Bey’den iki yüz İngiliz lirası aldı ve yola devam edildi. Mustafa Kemal, yolda hastalandı ve İskenderiye’ye döndü, on beş gün hastanede yattı. Bu arada, Nuri (Conker) ve Fuat (Bulca) Beyler de onlara katıldılar. Tekrar, hep birlikte yola çıktılar, çok zor bir yolculuk yaptılar, nihayet Trablusgarp’a gelebildiler (8 Aralık 1911).
Mustafa Kemal’in uzun süredir beklediği terfisi de, yolda iken geldi. Genelkurmay 3. Şube’den, Enver Bey’e 30 Kasım 1911 tarihiyle gönderilen telgrafta, Erkân-ı Harbiye Kolağası Mustafa Kemal Bey’in Binbaşılığa terfi ettirildiği bildiriliyordu.
Mustafa Kemal burada Tobruk Bölgesi komutanı Ethem Paşa'nın Kurmay Başkanı olarak göreve başladı, bilahare Ethem Paşa’nın yerine Derne Bölgesi Komutanlığına getirildi (19 Aralık). Üç gün sonra cereyan eden Tobruk Savaşı'nı kazandıktan sonra Yüzbaşı Nuri Bey ve diğer arkadaşlarıyla birlikte Derne’ye geçen Mustafa Kemal, Derne doğusunda Şark Gönüllüleri Komutanlığı’nı da üzerine aldı (30 Aralık 1911).
Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal, Derne'de 16/17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Arkadaşlarından Nuri Bey’in (Conker) anılarında Mustafa Kemal’in sağ elinde kılıç sol elinde tabancayla en ön saflarda yöredeki harabelere doğru saldırdığı ve bu sıralarda gözünden yaralandığını belirtiyor. Mustafa Kemal, bir ay Hilâl-i Ahmer hastanesinde tedavi gördükten sonra, tamamen iyileşmeden hastaneden çıktı. 4 Mart 1912’de yapılan genel savaş, çok zor şartlarda cereyan ettiğinden, gözündeki rahatsızlık tekrarladı, 15 gün yataktan kalkamadı. Bu esnada 6 Mart 1912’de Derne Cephesi Komutanı oldu ve bölgede başarılı savunma muharebeleri yaptı. Mustafa Kemal’in 22 Mayıs 1912’den 5 Ağustos 1912’ye kadar geçen sürede Derne Komutanı olarak verdiği emirler, emr-i yevmî (günlük emir) adlı defterde bulunmaktadır.


Türk Fedâi-i Zabitân grubundan subaylar (soldan ikinci Mustafa Kemal, üçüncü Nuri Conker, dördüncü Enver Beyler) cephede..

Yerel halkın pek desteklemediği Türk direnişine sadece Sunûsîyye tarikatı şeyhi ve müritleri destek vermişti. Ancak İtalyanların düşündüğünün aksine, buradaki Türk direnişi çok kuvvetli olmuş, Enver, Mustafa Kemal ve Neşet gibi genç komutanların yönettiği kuvvetler, sayı ve teçhizat bakımından çok üstün olan İtalyanlara karşı kahramanca savaşmışlardır.
5 Kasım 1911’de Trablusgarp ve Bingazi’yi topraklarına kattığını ilân etmesine rağmen güçlü bir direnişle karşılaşan İtalya, savaşı Osmanlı İmparatorluğunun Akdeniz ve Ege sahillerine kaydırmayı düşünmeye başladı. İtalyanlar bu yolla Türklerin karşısında daha büyük kozlara sahip olup, onları kendi isteklerinin kabulü yönünden barışa zorlamak istemişlerdir. İtalya’nın bu yöndeki emelini Osmanlı Hükümeti dış temsilcilikleri vasıtasıyla öğrenmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda İtalya’nın Akdeniz’deki Adalar, Selanik, İzmir, Beyrut limanı ve Çanakkale Boğazı’na saldırabileceği ihtimali ortaya çıkmıştır. Ancak Selanik Limanına karşı girişilecek bir saldırı, İtalya’nın savaşı Balkanlara yaymayacağına dair taahhütlerine ters düşeceğini ve Avusturya’nın muhalefetiyle karşılaşacağını düşünen Sait Paşa kabinesi böyle bir saldırı ihtimalini oldukça zayıf görmüştür. Ayrıca hükümet İzmir bombardımanına, bu şehirde büyük ticari çıkarları olan İngiltere’nin razı olmayacağı, Beyrut’taki Fransız çıkarları nedeniyle de İtalya’nın buraya saldırmayacağı görüşündeydi. Geriye sadece adalar ve Çanakkale boğazı kalıyordu. Fakat boğazların Osmanlı Hükümetince trafiğe kapatılmasının Rusya’ya zarar vereceği yüzünden bu ihtimal de zayıf görülmüştür. Avusturya, böyle bir hareketin tarafsız devletlerin çıkarlarını yaralayacağından, İtalya Hükümeti’ni fikrinden vazgeçirmek için çalıştıklarını açıklamıştır. İngiltere ve Fransa ise Osmanlı hükümetine güven vermeye çalışırken, gerçekte İtalya ile yaptıkları gizli antlaşmalara göre hareket etmişlerdir. Bir taraftan İtalya’ya Akdeniz’de harekete geçebileceğini söylerken, diğer taraftan da Osmanlı Hükümetine İtalya’nın Akdeniz sahillerine ve Çanakkale boğazına saldırmak niyetinde olmadığını ve bu konuda kendilerine teminat verdiğini söylemişlerdir.
Öte yandan yine Kasım ayında İtalyanlar, ekimde boşalttıkları bazı mevzileri tekrar ele geçirdiler. İngiltere’nin örtülü izniyle Piemonte, Puglia, Calabria kruvazörleriyle Artigliere ve Garibaldino muhriplerinden oluşan bir İtalyan filosu Kızıldeniz’e girdi. Akabe limanına saldıran bu filo Haliç gambotunu yaraladı. Gambot kendi personeli tarafından batırılmak zorunda kaldı (5 Aralık).
19 Aralık'ta bir İtalyan kolu, çölde imha olmaktan son anda kurtuldu. Ayrıca bu dönemlerde İtalyan basını Almanya, Avusturya ve Fransa'yı, İtalya'nın başarılarına engel oldukları iddiasıyla suçlamaya başlamıştı.
Ekim sonlarında Tobruk’u işgal eden İtalyanlar 2.000 kişilik bir kuvvetle Mureyra vadisindeki Nadora Tepesini ele geçirdi ve siper kazmaya başladı. Tepedeki İtalyan kuvvetlerinin takviye edilmesinin yaratacağı tehlikeyi sezinleyen Binbaşı Mustafa Kemal Meryem kabilesi reisi Şeyh Muberra'ya Nadora Tepesi'ndeki İtalyan takviye kuvvetlerine mümkün olduğu kadar erken saldırmasını emretti. Ethem Paşa'nın onayının alınması üzerine Yüzbaşı vekili Necip Efendi, 12 Türk askeri ve 120 bedeviden ibaret kuvvet 200 İtalyan askerince korunan tepeye saldırıya geçti. Direniş kuvveti şafak öncesi Nadora Tepesi'ne yaklaştı ve tepeyi kuşattı. Saldırıyı beklemeyen İtalyan askerleri şaşkınlıkla ve organize olmamış bir şekilde top ateşi ile karşılık verdi. İki saat içinde tepedeki İtalyan mevkileri ele geçirildi ve İtalyan kıtası arkalarında 3 makineli tüfek ve diğer askeri cephaneyi bırakarak Tobruk istikametinde kaçmaya başladı. Türk-Arap askerleri kaçanları tepe yanından çevirmek suretiyle imha etmeye başladı. Yalnız bu sırada Şeyh Muberra vurularak şehit edildi. Beş saatlik çarpışmadan sonra yardıma gelen İtalyanlar da tamamen püskürtüldü ve Tobruk'a gerilemeye zorlandı (22 Aralık 1911). Bu galibiyet bölgedeki İtalyan ilerleyişini bir süreliğine de olsa durdurmuştur.


Mustafa Kemal ve Ali (Çetinkaya) Beyler Derne-Tobruk cephesinde

1912 yılı başlarında tüm bölgede, İtalyanların 100.000 askerine karşılık Bingazi'de 15.000, Trablus'ta da yaklaşık 10.000 olmak üzere toplam 25.000 Türk-Arap askeri savaşmaktaydı. Bu yıl aşında, Kızıldeniz’e giren İtalyan filosundaki Piemonte, Artigliere ve Garibaldino gemileri Konfide limanına saldırarak Kastamonu, Antep, Ordu, Bafra, Refahiye ve Gökçedağ gambotları ile Muha silahlı römorkörünü batırdılar (7 Ocak). Karada ise Mustafa Kemal Bey komutasındaki direnişçiler Tobruk Savaşı’nda İtalyanları yenilgiye uğrattılar (9 Ocak). İtalyanlar ise Garibaldi, Farruccio ve Duca di Genova kruvazörleriyle saldırarak Beyrut limanındaki Avnullah korveti ve Ankara torpidobotunu batırdılar (24 Şubat 1912). Şubat ve martta İtalyanlar Bingazi müstakil sancağını tamamen ele geçirdiler. Ayrıca sömürgeleri olan Eritre’den takviye getirerek çöldeki keşif harekâtlarında kullanmaya başladılar. Bu takviyeler “askari” adı verilen ve çöl savaşlarında başarılı olan yerlilerden oluşmakta ise de Arap bedevîleri çoğu zaman “askari”leri etkisiz hâle getirmeyi başarmıştır.
25 Mart 1912'de Alman İmparatoru, arabuluculuk yapmak için İtalyan Kralı'yla Venedik'te görüştü. Ancak bu görüşmeden bir sonuç çıkmadı.
İtalyan ordusu, bütün taarruzlarına rağmen sahilden içeri pek giremiyordu. Birçok taarruzunun püskürtülmesi, İtalyan kumandan ve askerlerini ümitsizliğe düşürdü. İtalyan ordusunun askerî itibarı, dünya kamuoyunda sarsıldı. İtalya bunu telâfi etmek için, donanmayla Rodos, On iki Adalar ve Boğazları işgal etmek istedi. Bununla, Osmanlı Devleti’ni tehdit ederek bölgeye yardım gönderilmesini engellemeyi düşünüyordu. 42 gemiden ibaret İtalyan donanması Çanakkale Boğazı'nı bombalamaya başladı. Ancak düşmanı bekleyen kıyı bataryalarıyla karşılıklı top atışlarından sonra geri çekildi (18 Nisan). İtalya’nın bir zırhlısını kaybettiği bir diğerinin de yara aldığı bu saldırısı üzerine Osmanlı hükümeti boğazları kapattı. Bu hareketin uluslararası ticarete darbesi çok büyük oldu. Rusya'nın tahıl ihracatı milyonlarca dolarlık zarara uğrarken, İngiltere, Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya gibi ülkelerin zararları da günlük 100.000 doları buluyordu. Karadeniz'e gidecek olan İngiliz gemileri, Süveyş Kanalı üzerinden Hindistan'a gitmek zorunda kaldılar. Sonunda Avrupa ülkelerinin baskılarından dolayı boğazlar tekrar ticarete açıldı (10 Mayıs).
« Son Düzenleme: 03 Ekim 2011, 09:22:19 Gönderen: Jöntürk »
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #3 : 29 Eylül 2011, 10:32:19 »
Cezairi Bahrî Sefîd'in (Oniki Adalar) Kaybı

Çanakkale önlerinden umduğunu bulamadan çekilen İtalyan donanması 1912 baharında, Abdülhamit döneminde çürümeye terkedilmiş Osmanlı donanmasının bölgeye hareket edememesinden faydalanarak, Rodos ve On iki Adalara saldırdı.
Üs olarak Koçbaba (Stampalia) adasını seçen İtalyanlar, 24 Nisan 1912'de bu adayı işgal ettiler. Adada İtalyan donanmasına karşı koyabilecek büyük bir kuvvet yoktu. Adaya çıkan İtalyan askerlerini Rumlar büyük bir coşku seli ile karşıladılar. Ada, bir hareket üssü olarak ele geçirilmişti ve İtalya buradan diğer Osmanlı adalarına ani ve şiddetli askeri harekâtlara girişmeyi düşünüyordu.
İtalyanların ikinci hedefi On iki Adaların en büyüğü ve stratejik açıdan çok fazla önemi olan Rodos oldu. 4 Mayıs 1912'de Rodos kıyılarına gelen İtalyanlar, ertesi gün adaya çıkartma yapmaya başlardılar. Rodos Valisi Suphi Bey'in İtalyanlara karşı koyacak gücü yoktu. Bu yüzden vali adanın işgalini protesto etmek için görevinden ayrıldı. Adada bulunan bin kişilik Türk kuvvetlerinin komutanı Binbaşı Abdullah Bey de vali ile şehri terk etti. Türk kuvvetleri de savunma için daha uygun olan Psithos'a çekildiler.



Düşman Rodos sahiline çıkıyor..

Rodos'a çıkan 10.000'den fazla İtalyan askerine yerli Rumlar da katılınca karadan, denizden ve adalardaki Rumlar tarafından çevrilen Türk kuvvetleri İtalyanlara iki gün dayandılar. Hariciye Nezareti, 13 Mayıs 1912 tarihli raporunda Harbiye Nezareti'ne Rodos'ta yapılan muharebelerde her iki tarafın zayiatının çok olduğu ve Rodos'a İtalyanların Trablusgarp'tan asker sevk ettiğini bildiriyordu. Psithos Savaşı olarak adlandırılan bu muharebelerde Türk garnizonu mevcudunun dörtte birini kaybetti (16 Mayıs). Sonunda Binbaşı Abdullah Bey ve Türk askerleri teslim olmaya mecbur kaldı. Bu teslimiyetle birlikte, Rodos'taki Türk hâkimiyeti sona erdi. İtalyanlara esir düşen 23 subay, 890 asker ve jandarma, bir ulema ile 6 memurdan oluşan yaklaşık bin kişilik Türk esir grubu Duca di Genova ve Sannio gemileriyle Palermo’ya getirildi (23 Mayıs). Türk jandarmaları Sicilya'daki en disiplinli kamp seçilen Sciacca’ya, diğer esirler ise yine aynı adadaki Cefalu, Corleone, Termini Imerese’ye yerleştirildiler.
Rodos'u işgal eden İtalyanlar, 6 Mayıs 1912’de, İtalyan Komutan Ameglio’ya bağlı Deniz Kuvvetlerinden Komutan Ernesto Presbitero ve Leone Viale komutasındaki donanma ile İstanköy'e (Kos) yöneldiler. Adada toplam 22 kişilik jandarma Türk kuvveti vardı. Adaya çıkmadan önce, Kefalos’ta duran İtalyanlar, Rumlardan Türk kuvvetleri ve Türklerin moralleri hakkında bilgi istediler. 7 Mayıs 1912 saat 05:30’da İtalyanlar adaya hiçbir mukavemetle karşılaşmadan çıkartma yapıp, zabıta askerlerini, kaymakamı, ve devlet memurlarını tutuklamışlardır.
İstanköy ve Leros adasını işgal eden İtalyan donanması, aynı gün Kilimli (Kalimnos) adasına yöneldi ve burayı da işgal etti. Türk memurları esir aldı. Diğer adalarda da olduğu gibi burada da yerli Rumlar İtalyanları özel bir törenle karşıladılar. Herke adası zaten daha önce, 9 Mayıs'ta işgal edilmişti. Burada da İtalyanlara bir direniş gösterilemedi.
Oniki Ada'nın diğer adaları olan Kerpe, Kaşot, İncirli, İlyaki ve Patmos adaları da Leros ve Kilimli adaları gibi işgal edildi. Kerpe adası (Hicri) 12 Mayıs’ta İtalyanlar tarafında işgal edilerek memurları esir edilmiş; zaten yerli müslüman ahali ve asker bulunmadığından ada kolayca ele geçirilmişti. Böylece İtalyanların 3 Mayıs'ta Koçbaba (Stampalia) adası ile başlattıkları Oniki Ada'nın işgali, mayıs ayı sonunda tamamlanmış, Osmanlı Devleti’nin elinde sadece Meis kalmıştı. Böylece 389 yıldır Osmanlı yönetiminde kalmış, yönetim merkezi Rodos Adası olan Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaleti (On iki Adalar) tamamen İtalya'nın eline geçti.
Oniki Ada'yı işgal eden İtalya, İstanbul ile Doğu Akdeniz arasındaki deniz yolunu kesiyor ve Anadolu kıyılarını tehdit ediyordu. Bu da Oniki Ada'nın stratejik önemini açıkça ortaya koyuyordu. Fakat bu durum büyük devletlerin politikalarına tersti ve İtalya bu devletlerden gelecek tepkileri yatıştırmak için "Türkiye'yi barışa zorlamak amacı ile Oniki Ada'yı işgal ettiğini, işgalin geçici olduğunu, barış yaptıktan sonra adaları Türkiye'ye geri vereceğini" açıkladı.
İşte 389 yıllık eyaletin hazin sonu budur.
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #4 : 29 Eylül 2011, 15:53:06 »
Savaşın Sonu ve Uşi Barış Antlaşması

İtalyan ilerleyişi bir türlü istenen seviyeye gelememişti. Cepheye getirilen onca teknoloji harikasına ve binlerce askere rağmen İtalyanların kurdukları hemen her ordugâh karşısında bir direniş kampı kurulmaktaydı.
8 Haziran'da Trablus cephesinde yapılan genel muharebede taarruz halinde bulunan Türk kuvvetleri çöle püskürtüldü. Hazirandan ağustosa kadar süren çarpışmalar sonunda bütün batı sahil şeridi İtalyanların hâkimiyetine geçti.
12 Temmuz'da beş İtalyan savaş gemisi, Türk filosuna saldırmak için yeniden Çanakkale Boğazı'na girme teşebbüsünde bulundu. Ancak boğazın girişine Kilitbahir civarında çelik kablolar çekildiği için İtalyanlar ilerleyemeden ağır ateş altında kaldılar ve geri çekildiler (18 Temmuz). Bu, ayrıca savaş içindeki son deniz savaşı olmuştur.
Çölde ve denizde bu mücadele sürerken ufukta bu defa çok daha önemli bir tehlike belirmişti: Balkan Savaşları. Osmanlı Devleti'nin en donanımlı yeni nesil subayları ise neredeyse tamamen bu çöllerde savaşıyordu. Her iki tarafta da artık barış yapılması fikri yüksek sesle dile getirilmeye başlanmıştı.
Eylülde Osmanlı Devleti ve İtalya arasında ateşkes görüşmeleri başladı. İki taraf da savaşın bitmesini istemesine rağmen çatışmalar devam ediyordu. 22 Eylül'de güçlü bir Türk mevkii ele geçirildi. Yarbay Enver Bey komutasındaki Türk kuvvetleri bazı karşı saldırılar yapsa da, ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı.
8 Ekim'de Karadağ'ın Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmesiyle Balkan Savaşları başlayınca, Osmanlı Devleti her ne pahasına olursa olsun İtalya'yla barışa razı oldu, çünkü Ege Denizi'ndeki İtalyan donanması, Makedonya'ya yardım gönderilmesini engelliyordu. Sonuçta İtalya'nın şartları kabul edildi ve 15 Ekim 1912'de, İsviçre'de Lozan’ın iskelesi olan Uşi (Ouchy) kentinde antlaşma imzalandı.
15-18 Ekim 1921 tarihleri arasında, Osmanlı-İtalyan delegeleri arasında imzalanan Ouchy (Uşi) Barış Antlaşması ile savaş sona erdi. Trablusgarp Harbine son veren Antlaşma, üç parçası gizli olmak üzere dört parça hâlindeydi. Açık parça on bir madde olup, şunları ihtiva ediyordu:
İmzalanan antlaşmaya göre;
1- Türkiye, Trablusgarp ve Bingazi’yi, İtalya da işgal ettiği adaları derhal boşaltacaktır.
2- İtalya, bölgede İslâm dininin serbestiyetini kabul edip, hutbelerde Halifenin isminin zikredilmesine, padişahın "Nâib-üs-Sultan" unvanıyla bir temsilci bulundurmasına, bu temsilcinin, tahsisatını mahallî gelirlerden almasına, Trablusgarp ve Bingazi kadısının Meşîhat (Şeyhülislamlık) makamı tarafından tayin edilmesine ve bu kadının seçeceği naiplere mahallî gelirlerden aylık verilmesine, evkafın (vakıflar) istiklâline, yerli eşrafın da iştirak edeceği bir meclis tarafından yeni idare esaslarının tanzimine izin verecekti.
3- Nâib-üs-Sultan ile kadı'nın tayininde, Osmanlı ve İtalyan hükümetlerinin izni alınacaktı.
4- Trablus ve Bingazi’den Düyûn-u Umumiye'ye para verilmeye devam edilecek ve yıllık taksit miktarı iki milyon İtalyan liretinden, yani takriben 90.000 Osmanlı altınından aşağı olmayacaktı.
5- Kapitülasyonların kaldırılmasında, İtalyan hükümeti, Türkiye’ye yardım edecekti.
Antlaşmaya göre Trablusgarp ve Bingazi tam bir İtalyan sömürgesi oldu. Gönüllü subaylar Balkan Savaşında görev almak üzere İstanbul'a döndüler. Öte yandan On iki Adalar bir daha elimize geçmedi. Çünkü Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı’nı kaybedince Ege Denizi’ndeki birçok adayı Yunanistan ele geçirmişti. Bunun üzerine İtalya, On İki Adaları topraklarına kattığını ilân etmişti. I. Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkmamız sebebiyle, adalar üzerinde hak iddia edilemedi. On İki Ada’lar, II. Dünya Savaşı sonunda savaşın galip devletleri tarafında savaşan Yunanistan’a verilecektir.
Savaş sonunda Osmanlı Devleti, Kuzey Afrika'daki son topraklarını da kaybetmiş oluyordu ancak İtalyanların "Bir deniz gezintisi" olarak isimlendirdikleri ve birkaç gün içersinde düşeceğine inandıkları Trablusgarp toprakları, tarihin cesaret dolu altın harflerle yazdıkları sayfalarına ilave yapacak tarzda kahramanca müdafaa edilmiştir. Bilhassa Mustafa Kemal ve Enver Beylerin direnişçileri yönlendirmeleri tarihe geçecek niteliktedir.
Ayrıca ileriki yıllarda Türkiye ve Yunanistan arasında sıkça sürtüşmelere neden olacak olan adalar sorunu da başlamıştı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanya tarafından işgal edilen On iki Ada, bir taktik olarak Türkiye'ye hediye edilmek istenmiş, ancak ülkenin tarafsızlığını bozacağı için, bu öneri reddedilmiştir. On iki Ada, 1947 yılındaki Paris Antlaşması'yla Yunanistan'a bağlanmıştır.
İtalya'da ise savaş, İtalyan milliyetçiliğinin gelişmesine katkıda bulunmuş ve 1922 yılında Mussolini'nin iktidara gelişini kolaylaştırmıştır.

Kaynaklar: İmparatorluğa Veda (İlhan Bardakçı), Teşkilât-ı Mahsusa (Philipp Stoddard), dunyabulteni.net, webalice.it, 3.bp.blogspot.com, turkeyswar.com, bozkurtataturk.com
« Son Düzenleme: 01 Kasım 2011, 15:57:38 Gönderen: Sercan »
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı bir_dost

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2113
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #5 : 09 Ekim 2011, 11:17:25 »
Gayet güzel bir yazı olmuş, tebrikler.

Çevrimdışı AGEMON

  • Sekban
  • *
  • Atatürk Yolunda
  • İleti: 1431
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #6 : 09 Ekim 2011, 11:27:23 »
Hım...uzun bir yazı ancak: bu okunmasına ve yazanın başarısına gölge düşüremiyor.  tbrk*

Çevrimdışı Jagdpanzer

  • Sekban
  • *
  • الله اكبر Allahu Ekber!!!
  • İleti: 1597
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #7 : 09 Ekim 2011, 17:42:45 »
 Henüz bitirmedim okumayı ama hepsi güzele benziyor. tbrk*
İmana gelin!!!



Dönitz genel ev kursun :smoking:









STURM DER FLAMME: YENİ BÖLÜM GELDİ (30.6.2013): http://www.paradoxfan.com/forum/index.php?topic=29872.msg424436#msg424436
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YAZI DİZİSİNE DE YENİ BÖLÜM GELDİ (30.6.2013): http://www.paradoxfan.com/forum/index.php?topic=25043.msg583257#msg583257







Gemideki kadınların %10'u hamile kalmış. asg*






YA kim ateyiz ya  :wall:









STURM DER FLAMME DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
http://www.paradoxfan.com/forum/index.php?topic=29872.msg508380#msg508380

Sikkim çok küçük.






Niye ki Sikkimle oynamak çok eğlencelidir, herkese öneririm.







Darbe yapinca darbe oluyor...






















Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #8 : 15 Ekim 2011, 00:09:39 »
Trablusgarp'taki Kuvvetlerimizin Taktik Dağılım Plânı
Trablusgarp Savaşı'na katılan geniş tabanlı birçoğu genç jenerasyon Türk-Arap eliti aslında Harbiye Nezareti'ne bağlı gizli bir teşkilâtın üyesiydi. Bu teşkilâtın ismi Fedai Zabitân'dır.
Cepheye varan Binbaşı Enver Bey düşman çıkarması sonrasında şehirlerden çekilen Osmanlı garnizonlarının kurduğu ordugâhlara İstanbul’da tespit edilen esaslar uyarınca gelen subayların üye olduğu Fedai Zabitan teşkilâtından görevliler gönderdi. Bu ordugâhlar düşmanın işgal ettiği önemli şehirlerin karşılarına kurulmuştu. Buna göre Trablusgarp'taki birlikler başlıca şu komutanlıklara ayrıldı:
1. Trablus Komutanlığı: Komutanı Neşet Paşa, kurmay başkanı Binbaşı Ali Fethi Bey, kurmay başkan yardımcısı Yüzbaşı Tahir Bey’di. Bu birlikler esasen Aziziye ve onun biraz güneyinde bulunmakta olup ayrıca Yarbay Muhittin Bey ve dört Alman subayı da bu bölgedeydi.
2. Humus Komutanlığı: Komutanı Muzaffer Halil Bey, kurmay başkanı Yüzbaşı Hasan Fehmi’ydi. Merkez karargâhı Cebel-i Margab’daydı.
3. Mısrata Komutanlığı: Komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey, yardımcıları Halil (Kut) ve Teğmen Nuri Beylerdi.
4. Bingazi Komutanlığı: Komutanı Binbaşı Aziz Ali el Mısri, kurmay başkanı Süleyman Askeri Bey’di.
5. Tobruk Komutanlığı: Komutanı bölgeye koyun tüccarı İsmail Ağa kılığında gelen Halepli Ethem Paşa, yardımcıları Binbaşı Nazım ve Teğmen İslam Beylerdi. Karargâh ise daha içeri bir noktada, kıyıdan yaklaşık iki saat mesafede bulunan Ayn el Gazal’da idi.
6. Derne Komutanlığı: Komutanı Binbaşı Mustafa Kemal Bey (Atatürk), kurmay Başkan ise Yüzbaşı Çerkez Reşit’ti. Burada toparlanan bedevi gönüllülerin başında Kuşçubaşı Eşref Bey (Sencer) vardı. Tam olarak toplanma alanları daha yoğun bulundukları Berka denilen bölgeydi. Eşref Bey’in kuvvetlerine Kuvve-i Mübareke (mübarek kuvvetler) ismi verilmişti.
7. Tüm güçlere ait ana ordugâhlar ise Zahir el Ahmer ve Ayn’ül Mansur’daydı. Direniş hareketinin komutanı Binbaşı Enver Bey’di. Yardımcıları ise kardeşi Mülazım Nuri Bey (Killigil) ve birkaç Alman danışmandan ibaretti.
8. Ayrıca mutasarrıf Musa Gruda Bey'in idare etttiği 60 bin nüfuslu İffren sancağı ve bağlı kazaları Nalut, Godanes, Fizan, Zoura ve Couc'da sahil bölgelerinden gelen yerli Arapların iskânı ve gönüllülerin eğitimi ile meşgul olunuyordu.


Fedâi Zabitân grubu liderlerinden bir grup (ön alt sırada Mustafa Kemal, Enver, Yusuf Setvan ve Nuri Beyler yanyana)

Savaş toplarının gücüyle kıyıları hızlı şekilde ele geçiren İtalyanlara karşı tüm savunma gücü iç kesimlerde toplanıyordu. Fedai Zabitân tarafından grup haline getirilen aşiretler ve çeteler İtalyan mevzilerine yakın durarak gece gündüz onları yıpratmaya çalışıyordu. Düşmanın çetin çıktığı anlarda saldırı konusunda kesinlikle ısrar edilmiyor çekilip zayıf zamanları bekleniyordu.
Bu düşünceler ile oluşturulan milis grupları onar veya yirmişer kişilik savaşçılardan oluşturuldu. Bazen bu savaşçılara kadınların da yardımcı olarak katıldıkları görülüyordu. Bu milis gruplarına en yakın aşiret reisinin uygun gördüğü bir çavuş atanıyordu. Milis gruplarından oluşan ve yaklaşık 5 çavuşun komuta ettiği daha büyük gruplardan ise alt kademeli bir şeyh sorumluydu. Bu grupların birleşmesiyle oluşturulan yaklaşık 150 kişilik gruplara ise 1 Türk subayı veya 2 astsubay komuta etmekteydi. Bu subaya genellikle bir aşiret şeyhi eşlik ediyordu. Milis birlikleri teşkil edilirken özellikle yakın akraba olanların aynı birlikte toplanmasına dikkat ediliyordu. Böylece şehit olan bir yerli milisin intikamı diğer grup üyeleri tarafından mutlaka alınıyordu. Bu milislerin ailelerine ise yemek ve para yardımı yapılıyordu. Enver Bey her türlü erzak ve hayvan alımının para karşılığı yapılmasını, bunlara kesinlikle el koyma yapılmamasını emretmiştir. Direniş propagandasını yapacak ve ilgili haberleri iletecek bir gazete çalışması ise kısa sürede tamamlanarak El-Cihad adlı gazete yayınlanmaya başlandı. Ayrıca Enver Bey’in Ayn’ül Mansur karargâhında yerlilerin eğitilmesi ve içlerinden komutan yetiştirilmesi için bir askeri eğitim merkezi, yerli yöneticilerin yetişmesi için bölgedeki şeyhlerin çocuklarının eğitildiği bir okul ve ele geçirilen silahların rahatça kullanılabilmesi için bir fişek imalathanesi kurulmuştur. Bütün bu çalışmalarda Türk Hilâl-i Ahmeri'nin (Kızılay) de önemli payı bulunmaktaydı.
Buradaki taktik disiplin ve teşkilâtçılık genç Osmanlı subayları için belki de geleceğin Türkiyesi için verdikleri ikinci sinyaldi. Ama kuşkusuz askeri tecrübeleri bakımından ilerideki çok daha büyük çaplı muharebelere hazırlık olmuştur.
« Son Düzenleme: 15 Ekim 2011, 00:10:44 Gönderen: Jöntürk »
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı Jagdpanzer

  • Sekban
  • *
  • الله اكبر Allahu Ekber!!!
  • İleti: 1597
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #9 : 18 Ekim 2011, 00:05:03 »
Hım...uzun bir yazı ancak: bu okunmasına ve yazanın başarısına gölge düşüremiyor.  tbrk*
Benim yazı dizime gölge düşürebilir ama! evil* ;D
 Güzel bir yazı. Devamını bekliyorum...
İmana gelin!!!



Dönitz genel ev kursun :smoking:









STURM DER FLAMME: YENİ BÖLÜM GELDİ (30.6.2013): http://www.paradoxfan.com/forum/index.php?topic=29872.msg424436#msg424436
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YAZI DİZİSİNE DE YENİ BÖLÜM GELDİ (30.6.2013): http://www.paradoxfan.com/forum/index.php?topic=25043.msg583257#msg583257







Gemideki kadınların %10'u hamile kalmış. asg*






YA kim ateyiz ya  :wall:









STURM DER FLAMME DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
http://www.paradoxfan.com/forum/index.php?topic=29872.msg508380#msg508380

Sikkim çok küçük.






Niye ki Sikkimle oynamak çok eğlencelidir, herkese öneririm.







Darbe yapinca darbe oluyor...






















Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #10 : 26 Ekim 2011, 14:15:16 »
Savaşın Osmanlı İmparatorluğu yönünden en önemli kazanımı kuşkusuz genç subaylarının gelecek muharebeler için pişmesi, teşkilatçılık ve idare kabiliyetlerinin gelişmesi idi. Gerçekten burada önemli tecrübeler kazanan genç subaylar gelecekte devletin kaderine "doğrudan" tesir edecek şahsiyetlerdi. Ve bu savaş onların aktif tecrübe sahası oldu.


Enver ve Mustafa Kemal Bey'ler cephe sahasında birarada

Binbaşı Enver Bey bunların kuşkusuz liderleri ve en başta gelenleriydi. Hürriyet kahramanı olarak ünü bütün yurtta duyulan Enver Bey Ayn'ül Mansur'daki karargâhında büyük fedakârlıklarla toplanan 16 bin gönüllü askeriyle düşmana nefes dahi aldırmadı. Başarılı vur-kaç taarruzları neticesinde düşmandan önemli miktarlarda silah ve mühimmat ele geçirdi ve bunları olabildiğince yine düşmana karşı efektif biçimde kullandı. Cephede Bingazi müstakil sancağının mutasarrıflığına tayin edildiği gibi ayrıca kaymakam (yarbay) rütbesine de yükseltildi. Ayrıca Meclis-i Mebusân'da bölgeyi temsil eden milletvekili Yusuf Setvan'ın teklifiyle bizatihi meclis tarafından resmi tezkere ile taltif ve tebrik edildi.
O'nun hemen her dönemdaşı tarafından takdir edilen teşkilatçılık kabiliyeti kendisini en net ve yalın biçimiyle bu harpte kendisini açık etmiştir.
Foto : www.turkeyswar.com
« Son Düzenleme: 26 Ekim 2011, 14:16:33 Gönderen: Jöntürk »
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı bir_dost

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2113
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #11 : 26 Ekim 2011, 14:24:48 »
Enver Paşa'yı severim fakat Trablusgrap'ta bu kadar iyi iş çıkardığını bilmiyordum. Çok güzel bilgiler vermişsin.

Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #12 : 26 Ekim 2011, 14:28:59 »
Savaşta adını bütün dünyaya duyuran ikinci bir Türk subayı daha vardı: Binbaşı Ali Fethi Bey (Okyar).
Fethi Bey İttihat Terakki Cemiyeti'nin nüfuzlu ve gelecek vaat eden subaylarından biriydi ve 1908 inkılâbının ardından Paris Askeri Ataşeliği'ne tayin edilmişti. Savaşın çıkması üzerine İstanbul'da alınan karar uyarınca Cezayir üzerinden Trablusgarp topraklarına ayak bastı ve mücadeleye en erken başlayan subaylardan birisi oldu.
Trablusgarp Vilâyeti'nde kurulan Trablusgarp Komutanlığı bünyesinde Miralay Neşet Bey'in kurmay başkanlığı görevini yürüttü ise de bir müddet sonra savaşın batı cephesinde yetki ve sorumluluğu neredeyse bütünüyle üzerine aldı.


Fethi Bey batıdaki kabile resileriyle, 1912

Başta Gharyan olmak üzere yerli kabilelerin desteğiyle İtalyanlara güneye inme şansı tanımayan Fethi Bey Türk dostu olarak anılan Fransız gazeteci Georges Remond'un Enver Bey ile birlikte adını sürekli andığı savaş kahramanıdır.

Foto : http://abughilan.blogspot.com
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #13 : 27 Ekim 2011, 14:28:41 »
Tanin gazetesinin başarı haberlerinde pek yer vermediği, ancak gerek zekası gerekse duruşuyla dikkat çeken bir subay daha vardı: Mustafa Kemal..
Kolağası Mustafa Kemal Bey’in savaştan evvel de Trablusgarp’la rabıtası vardı.
Çok kişi tarafından bilinmeyen yahut bilinmezden gelinmekle birlikte Mustafa Kemal bu topraklara daha önceleri ayak basmıştı.
İkinci Meşrutiyetin ilânı üzerine ülkenin değişik yerlerinde karışıklıklar çıkmış, yerel yöneticiler bu karışıklıklar karşısında çaresiz kalmışlardır. Elbette ülkede meşruti anayasal düzenin yerleşmesini istemeyen güçlerin de desteklediği bu karışıklıklardan biri de Trablusgarp Vilâyeti’nde çıkmıştı. Meşrutiyet inkılâbını korumak da kuşkusuz onu ortaya çıkaran genç neslin üzerine düşüyordu.
İşte bu mülahazalarla karışıklık çıkan bölgelere İttihat Terakki üyesi genç ve vatansever subaylar gönderilmeye başlandı. Trablusgarp’a gönderilen ise Kolağası Mustafa Kemal Bey’dir.
20 Eylül 1908 tarihinde Trablusgarp limanına bitkin bir vaziyette (tek başına) vardığı bilinen Mustafa Kemal burada yerel aşiret liderlerini bir araya getirmeye, aralarındaki sorunları çözmeye, meşrutiyete bağlılıklarını sağlamaya, yeni rejimin mahiyetini anlatmaya çalışmış ve bunda önemli ölçüde başarılı olmuştur. Mustafa Kemal hakkında tutulan ilk yabancı kayıtlar da gelişmeleri takip eden İngiliz konsolosu tarafından yine bu dönemde tutulmuştur.


Mustafa Kemal, Vali İbrahim Paşa ve yakınları ile, 26 Eylül 1908

Mustafa Kemal Trablusgarp’taki işini bitirdikten sonra yurda dönmüş Hareket Ordusunun ilk organizasyonunu üzerine almış, 31 Mart ayaklanmasının bastırılmasına katılmıştır. Ardından siyasi ve sosyal alanlarda süratli bir yenileşme hareketi başlamıştır.
İşte bu şartlar altında Selanik’te toplanan İttihat Terakki Cemiyeti’nin ikinci genel kongresine Trablusgarp delegesi sıfatı ile katılan üye Mustafa Kemal’dir. (22 Eylül 1909). Trablusgarp Vilâyeti’ndeki inkılâp hareketlerini organize eden ve bölgeyi tanıyan tek cemiyet üyesi odur. Mustafa Kemal’in bu kongrede yaptığı meşhur konuşma (parti-ordu ilişkileri hakkında) tarihi nitelikte bir konuşma olmuş, kendisini cemiyet içinde muhalif ancak özellikli bir yere oturtmuştur.
Mustafa Kemal’in Trablusgarp’la ilgili hemen her yılın eylül ayına denk gelen vakaları 1910 yılında ara vermiş, ancak bir sene sonra 1911 yılı eylül ayında bu defa İtalya bu bölgeye saldırmış, Mustafa Kemal’in “en zor” Trablus yolculuğu başlamıştır.
Bu son yolculuk O’nun bir gözünde, ancak daha da önemlisi karakterinde derin izler bırakacak kadar zorlu bir yolculuk olacaktır…
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı KHAN

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 1256
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #14 : 27 Ekim 2011, 14:45:35 »
Yazın çok güzel, bu geniş bilgi denizine çok küçük bir ekleme de ben yapayım.

Mustafa Kemal yazıda da belirtildiği üzere Derne'de gözünden yaralanmıştır, olay şöyle gelişiyor; Nuri Conker'in aktardığı gibi yöredeki Kartaca harabelerinde yer alan İtalyan mevzilerine yapılan saldırı sırasında, Mustafa Kemal'in yakınındaki antik sütuna çarpan bir kurşunun sıçrattığı kireç gözünün hassas tabakasına geliyor ve doku hasar görüyor, doku kendini yenileyene kadar görme yetisini büyük ölçüde kaybediyor, daha sonra Fransa'da gördüğü tedavi sayesinde görme yetisi tamamen düzeliyor.

Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #15 : 27 Ekim 2011, 16:15:57 »
Doğru.. Mustafa Kemal'in sol gözündeki şehlalık buradan ileri gelir. Kızılay çadırında kendisini ilk tedavi edenler arasında ise iki meşhur askeri tabip vardı: Yüzbaşı Mim Kemal (Öke) ve İbrahim Tali (Öngören)..
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı bir_dost

  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • İleti: 2113
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #16 : 27 Ekim 2011, 17:31:30 »
Bizim fakültedeki hocamız, ilk zehirli gazların İtalyanlarca Trablusgrap'ı işgal ettikten sonraki direnişi kırmak için kullandığını söylemişti. Bu konu hakkında bilginiz var mı?

Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #17 : 27 Ekim 2011, 18:00:00 »
Bizim fakültedeki hocamız, ilk zehirli gazların İtalyanlarca Trablusgrap'ı işgal ettikten sonraki direnişi kırmak için kullandığını söylemişti. Bu konu hakkında bilginiz var mı?
Ben Mussolini döneminin faşist İtalya'sında kullanıldı diye biliyorum. Eğer böyleyse ilk zehirli gaz kullanımı sayılmaz. Çünkü daha evvel I. Dünya Savaşı'nda kullanılmıştı.
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

Çevrimdışı Dadakoğlu

  • The show must go on
  • Nizam-ı Cedid
  • *
  • Dadak Paşa
  • İleti: 2886
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #18 : 27 Ekim 2011, 21:07:27 »
Atlas Tarih dergisinin son sayısında hediye olarak Trablusgarp Savaşı'ndan fotoğraflar içeren güzel bir kitapçık var, ilgilenen arkadaşlara tavsiye ederim. Ayriyeten, dergi içerisinde de savaş ile ilgili detaylı bilgi mevcut.
« Son Düzenleme: 27 Ekim 2011, 21:08:31 Gönderen: Dadakoğlu »
Heroes leave behind a good story, but a great leader leaves a legacy.

Bütün kâinat birbirine sevgi ile bağlanmış. Sevgini vermesini öğren. Gönlün anlasın ki hepsine yer varmış. Sevgisiz insandan, dünya korkarmış. ~ Mevlânâ

                                                                      

Çevrimdışı Jöntürk

  • Azab
  • *
  • İleti: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Trablusgarp Savaşı (1911-1912)
« Yanıtla #19 : 28 Ekim 2011, 22:23:56 »
Bu bilgiyi vermeniz çok iyi oldu. Edinmeye çalışalım...
Harpte yegâne korkulacak şey korkudur.
Halide Edip

 

Paradox Development Studio Facebook sayfasıParadox Dev Studio Twitter sayfasıParadox Interactive Google+ sayfasıParadox Interactive Youtube sayfasıParadox Interactive Steam sayfasıParadoxfan RSS beslemeleri

| www.totalwarturkiye.com | www.assassinscreed1092.com | www.diablofanturkiye.com | www.starcraftturkiye.com |